Make your own free website on Tripod.com

Mezarda Emekliliğe Hayır !

 

Emeklilik yaşının kadın ve erkeklerde 62’ye yükseltilmesi; işçiler için 10 bin 800 gün prim ödeme zorunluluğu yanı sıra, memurlar ve Bağ-Kur’lular için 30 yıl çalışmış olma koşulu getirilmesi sorunu; işçilerin, kamu emekçilerinin gündeminin başına oturmuş bulunuyor.

Fabrikalardan, devlet daireleri ve diğer işyerlerinden gelen haberlere göre; işçiler ve kamu emekçileri arasında bir öfke ve heyecan dalgası yükseliyor. Dahası; bugüne kadar eyleme pek sıcak bakmayan işçi ve kamu emekçisi kesimlerinin bile büyük bir öfkeyle konuştuğu, ne yapılacaksa yapılmasını istediği gözleniyor.

50-55 yaş sınırına da hayır !

1950-1980 arasındaki sosyal devlet diye ifade edilen koşullarda, en azından başlıca fabrikalarda, bir işçinin 10-20 yıl,kesintisiz bir fabrikada çalışma imkânının olması dolayısıyla belirli prim-gün sayısını doldurarak emekli olması mümkündü. Ama son 10-15 yıldır; esnek çalışmanın yaygınlaşması, taşeronlaşmanın boyutları, işyerlerinin sürekli işçi atıp yerine daha genç, daha ucuz işgücü koymayı, en tanınmış firmaların bile sigortasız işçi çalıştırmayı en kestirme kâr yolu olarak kullanmayı politika edindikleri koşullarda, bırakalım 10.800’le ifade edilen prim-gün sayısını, 5000 işgününü doldurmak bile artık şansa kalmıştır. Sanayi sitelerinde, organize sanayi bölgelerinde, KOBİ’lerde çalışan ve sigortalı olması tamamen patronların keyfine bırakılmış milyonlarca işçinin bu değişiklikten nasıl etkileneceğini tartışmaya bile gerek yok.

Bugün kadın için de, erkek için de emeklilik yaşının 62 olmasını makul görenler SSK istatistiklerinde emeklinin ortalama ölüm yaşının 1988'de erkekte ve kadında 61, 1994'te kadında 61, erkekte 62 olduğunu biliyorlar mı? Bu yaş 1997'de kadında 68'e, erkekte çıka çıka 65'e çıkmış. Yani 62 yaş emeklilik için kabul edilirse ve ölüm yaşı 1997'deki gibi sürüyorsa kadın 6, erkek 3 yıl emekli maaşı alacak demektir.

İstanbul Tabip Odası Başkanı Orhan Arıoğlu, SSK istatistiklerine göre her 10 sigorta emeklisinden ancak 5’nin 65 yaşını görebildiğini ve ancak 1 tanesinin 70 yaşına aşabildiğini belirterek, bu rakamların mezarda emeklilik saptamasını doğruladığını söyledi. Tasarı ile nüfusun neredeyse yarısı emeklilik hakkını kaybediyor.

“Muhalefette doğru söyler, iktidarda şaşar”

Çalışma Bakanı Okuyan'ın partisi ANAP, muhalefette iken emeklilik yaşının 55 - 60'a çıkartılmasını "mezarda emeklilik" olarak niteliyordu. Emeklilik yaşının yükseltilmesini öngören Çalışma Bakanı Yaşar Okuyan'ın partisi ANAP, muhalefette iken çok farklı bir söyleme sahipti. ANAP, Çiller'in başbakanlığındaki DYP-CHP koalisyonu döneminde emeklilik yaşını kadınlarda 55, erkeklerde 60'a çıkaran yasa tasarısını "mezarda emeklilik" olarak niteliyordu. Yine ANAP, bu tasarıyı hazırlayan hükümetin başına da "IMF'den kumandalı şaşkın Başbakan" sıfatını yakıştırıyordu.

ANAP'ın 20 Mayıs 1995 tarihli "Mezarda Emekliliğe Hayır" broşüründe aynen şu görüşler savunuluyordu:

" Hükümet bu şartları (emeklilik şartlarını) çok ağır biçimde değiştiriyor. Bu haklara adeta saldırıyor. Nasıl mı? İşte şöyle:

* Kadın iseniz yaş şartını 50'den 55'e ve 5000 gün prim ödeme şartını da 7200 güne çıkartıyor. Yani eskiye göre yaşı 5 yaş daha yükseltiyor ve ilaveten 2200 gün daha prim ödemeniz (yani 6 sene 10 gün daha) gerekiyor.

* Erkek iseniz, yaş şartını 55'den 60'a ve 5000 gün prim ödeme şartını ise 9000 güne çıkartıyor. Yani eskiye göre yaşı 5 yaş daha yükseltiyor ve ilaveten 4000 gün daha prim ödemeniz (yani 11 sene 4 ay 10 gün daha) gerekiyor.

* Dahası da var. Kadın iseniz 20, erkek iseniz 25 yıldan beri sigortalı olmanız ve 5000 gün prim ödemiş bulunmanız halinde emekli olmanız imkanını da artık tamamen ortadan kaldırıyor. İşte hükümetin öngördüğü yeni şartlar bunlar. Bakın bir örnek verelim: Bu durumda eğer yılda ancak 6 ay çalışabilen, iş bulma şansına sahip olan bir kadın işçi iseniz 7200 günlük primi ancak 40 senede, erkek iseniz 9000 günlük primi 50 senede ödeyebilirsiniz. Halen mevsimlik veya geçici işçi olarak ancak üç ay çalışabilen bir kadın işçi iseniz 7200 günlük primi ancak 80 yılda, erkek işçi iseniz 9000 günlük primi ancak 100 yılda ödeyebilirsiniz... İşte (mezarda emeklilik) denilen şartlar bunlar...

Biz; hükümetin bu tasarısının Meclis Komisyonlarından ve Meclis Genel Kurulundan bu haliyle geçmemesi için her türlü mücadeleyi bütün gücümüzle yapmaya kararlıyız... Bu görev bizim... Ancak; işçilerin, emeklilerin ve onların eş ve çocuklarının haklarına ve geleceklerine acımasızca bir saldırıyı yansıtan bu tasarının sahibi hükümeti ve onun IMF’den kumandalı şaşkın Başbakanı’nı siz işçilere havale ediyoruz. Siz ne yapacağınızı iyi bilirsiniz…

Yıl 1995… Mesut Yılmaz ”

ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz, "Mezarda Emekliliğe Hayır" isimli broşürün arka kapağında ise şu özlü sözleri söylüyordu:

" Bu yasa, yani bu yeni düzenleme mezarlıktan önce emekli olmanın yolunu kapayan bir düzenlemedir. Eğer bu kanun çıkarsa, o bilhassa çalışma günü olarak 7 bin küsur günlük düzenleme kesinleşirse, belki bundan sonra, 10 yıl sonra, 20 yıl sonra insanların mezar taşlarına şöyle yazılacaktır: 'Eğer yaşasaydı, 15 sene sonra emekli olacaktı".

Bakan'ın iddiaları ve gerçekler;

İddia 1: SSK batıyor, sosyal güvenlik kuruluşlarının bu yılki açığı 2.5 katrilyon lira. Sadece SSK'nın açığı 1 katrilyon lirayı geçiyor.

Yanıt: Anayasa'daki "sosyal devlet"in gereği olarak SSK'ya yapılması gereken katkı, "açık" diye ifade ediliyor. Oysa Avrupa Birliği düzeyinde sosyal güvenliğe devlet katkısı yapılsa, bu katkı bugünkü rakamla 1 katrilyon 69 trilyon lira olması lazım. Bu durumda devlet gereken katkıyı yapsa, "açık" diye bir sorun olmayacak. Kaldı ki, 4.5 milyon “kaçak iţçinin” sigortalanması halinde SSK'nın kasasına fazladan 1.7 katrilyon lira girecek.

İddia 2: Böyle giderse 26 yıl sonra SSK'nın açığı 11 milyar dolar olacak. Tüm sosyal güvenliğin açığı ise 25.4 milyar dolara çıkacak.

Yanıt: Devlet, 1965 ile 1993 yılları arasında SSK'nın fonlarını Devlet Yatırım Bankası'nda çok düşük bir faizle değerlendirdi. Bu konuda yapılan bir araştırmaya göre, SSK'nın fonları enflasyonun üzerinde değerlendirilseydi bu gün kurumun kasasında fazladan 20 milyar dolar olacaktı. SSK'nın 1970 - 1994 dönemine kapsayan kendi araştırmasında ise, bu fonlar enflasyonun 5 puan üzerinde değerlendirilseydi, Kurum fazladan 11 milyar 772 milyon dolar gelire sahip bulunacaktı. Dolayısiyle "26 yıl sonra SSK'nın açığı şu olacak" denecek yerde öncelikle kurumun zararı tazmin edilmeli.

İddia 3: Sosyal güvenlik kurumlarının açığı, GSMH'nin yüzde 3'ünü oluşturuyor. Avrupa Para Birliği'ne katılmak için kamu açıklarının GSMH'nin yüzde 3'ünü geçmemesi lazım. Bizde sadece sosyal güvenlik açığı yüzde 3'ü geçiyor.

Yanıt: Gelişmiş ülkelerde sosyal güvenlik harcamalarının GSMH, diğer bir deyişle milli gelir içindeki payı yüzde 19 ile yüzde 35 arasında değişiyor. İsveç'te bu oran yüzde 38.3, Danimarka'da yüzde 29.5, Almanya'da yüzde 24.7, Yunanistan'da yüzde 16.8. Türkiye'de ise milli gelirin ancak yüzde 5'i sosyal güvenliğe harcanıyor. Bu yüzde 5 içinde "açık" diye ifade edilen yüzde 3 de var. Avrupa ülkelerinde ortalama yüzde 25 düzeyinde olan bu oran, Türkiye'de yüzde 10'a çıksa sosyal güvenlik harcamaları 7.8 katrilyon lira olacak (Milli gelir 78 katrilyon lira). Oysa bütçeden sosyal güvenliğe aktarılacak 2.5 katrilyon lira fazla gözüküyor.

İddia 4: Dünyanın hiç bir yerinde 38 - 43 yaşında emekli olan bir başka ülke yok. Avrupa'da çalışanlar 60 - 65 yaşında emekli oluyor.

Yanıt: Mevcut emeklilerin ortalama yaşı, 57. Emekli aylığı almakta iken ölenlerin ortalama yaşı ise 65. Yeni emekli olanların ortalama yaşı da 49. Türkiye'de 40 yaşın altında emekli olanların oranı ancak yüzde 1. Avrupa'da ortalama ömür süresi 77, çalışma koşulları ve emeklilik hakları da ülkemizden çok daha iyi.

İddia 5: Sosyal güvenlik sistemine en büyük dinamit, 1992'de Demirel döneminde getirilen değişiklikle atıldı.

Yanıt: SSK verilerine göre, Demirel dönemindeki yasa çıkmasaydı 1991 - 1997 yıllarını kapsayan yedi yıllık dönemde sadece 111 bin 176 kişinin emekliliği ertelenmiş olacaktı. Bu kadar kişiye ödenen yıllık emekli aylığı, 93 trilyon lira. Oysa halen 2.9 milyon emekliye sadece ayda 203 trilyon lira ödeniyor. Yedi yılda 111 bin kişinin emekliliğinin ertelenmesiyle SSK'nın kazancı, toplam emeklinin bir aylık maaşını bile karşılamıyor. 4.5 milyon kaçak işçi sigortalansa fazladan 1.7 katrilyon lira gelir elde edilecek.

Sosyal güvenliğin tasfiyesine ilk önce emeklilik yaşından başlayan hükümet ve sermaye çevreleri, ikinci adımda sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesini hedefliyor.

Hükümet tarafından kamuoyuna reform olarak sunulan sosyal güvenlik yasa tasarısında yer alan, emeklilik yaşının yükseltilmesi, prim ödeme gün sayısının artırılmasına ilişkin birinci aşamadan sonra, 2000 yılına kadar devreye sokulması beklenen ikinci aşama gelecek.İkinci aşamadaki düzenlemelerin başında özel emeklilik fonu altyapısının oluşturulması ve uygulanması yer alıyor. Ayrıca, genel sağlık sigortası, sağlık hizmetlerinin SSK’dan ayrılması ve SSK hastanelerinin dışarıdan hizmet satın alabilmesi de öngörülüyor. Bu aşamayla sağlık hizmetlerinin tamamen özelleştirilmesinin önü açılıyor.

Şu bir gerçek ki; IMF’nin kılavuzluğundaki hükümetin, sosyal güvenlik sistemini tasfiye girişiminin ilk adımı olan emeklilik prim-gün sayısı ve yaş sınırının yükseltilmesi, 55 milyon emekçinin en temel haklarına saldırıdır. Bu dolaysız saldırı işçilerin, kamu emekçilerinin önemli bir kesimince görülmüş; işçilerin, emekçilerin aleyhine sonuçlar doğurulacağı anlaşılmıştır.Bu yüzden de; kitle hazır değil, onu hazırlamak için vakit gerek, hele bir hazırlık yapalım da sonra ne yapılacağına bakarız yollu klasik sendikacılık mazeretine sığınılamaz; kimse de sığınmaya kalkmamalıdır.Tam tersine; işyerlerinden gelen haberler, işçilerin, geri kesimlerinin bile, kararlılıkla mücadeleye atılmaktan başka çare olmadığı görüşü etrafında hızla birleştiği doğrultusundadır.

Sosyal güvenlik saldırısını püskürtmek; tüm emekçiler için hayati öneme sahiptir. Eğer emekçiler, sessizlikle boyun eğerse, bu sadece yaş ve prim-gün sayısının yükseltilmesine razı olmak değil, aynı zamanda sosyal güvenlik sisteminin tasfiyesine, özelleştirmenin sonuçlarına ulaşmasına, bütün kazanılmış hakların kaybedilmesine de razı olmak anlamına gelecektir. Tersine; hakları için dövüşen milyonlarca emekçinin direnişi ise; son 5 yılda kaybedilen mevzilerin kazanılması anlamına da gelecektir. IMF’nin işçi-emekçi düşmanı tutumunu millileştiren hükümetin emekçi sınıflara yönelik yeni saldırılarını önlemenin yolu da buradan geçmektedir.

Mezarda Emekliliğe Hayır!

İşçi-Memur elele, genel greve !